Bu Blogda Ara

20 Ocak 2017 Cuma

İstanbul

Ben İstanbul'da yaşayamayıp da gezmesini sevenlerdenim. Yıllardır klasikleşen, Cadde, Nişantaşı ve İstinye gezilerini bir kenara koyup daha çok kendimi bulabileceğim yerler aramaya başladım.          

Bu İstanbul gezimde ilk hedefim Galata oldu. Galata Ankara'da olmayan tuhaf bir hava barındırıyor. Hem sevimli hem de ürkütücü... Ara sokaklarında kendini kaybetmek olağanüstüydü.
Minik dükkanlarla donatılmış çevresi hoş sürprizler sunuyor. Galata'ya bir sonraki yazılarımda uzun uzun değinmek istiyorum.

Galata girizgahı ile başlayarak asıl amacım Karaköy'den bahsetmekti. İstanbul'da yaşasam sanırım Ordan asla çıkmazdım.

Mekanların rahatlığı, görselliği, insanların sıcaklığı ve gerektiğinde umursamazlığı tam benlikti. Bütün ara sokaklarına girmeye gayret ederek uzun uzun yürüdük.
Çok sevimli Ankara'da yeni açılmaya başlayan Coffeeshoplardan olan Han Karaköy'de soluklandık.

Oldukça yeterli bir menüsü var. Kahve içmek ve adeta terk edilmiş havası olan sokaklarda soluklanmak için birebir.



Karaköy sanırım anlat anlat bitmez bitemez. En iyisi burda son vermek. Gezdiğim gördüğüm yediğim sevdiğim Karaköy ile ilgili olan her şeyi burada yazacağım. Git gide İstanbul aşığı mı oluyorum? Yoksa bana mı öyle geliyor...